30 Kasım 2009 Pazartesi

KAPALI KUTU


Herşey soluk gelir

Renk yok; siyah ve beyazdan başka

Görmek istemezse gözlerim

Kör olmuşcasına...


Güzel sözler uzak gelir,

Sanki kulağımda birer tıpa

Cümleleri yutmuş dilim,

Kelimeleri unutmuşcasına...


Göz kapaklarım ağır gelir,

Kirpiklerim ıslanınca

Pencereleri kapanır kalbimin

Kilit vurulmuşcasına...


.

30 Ekim 2009 Cuma

CUMHURİYET


Şehrimin en güzel yerinde,
Boğazı seyrettim dün gece.
En büyülü şehir; İstanbul’un yüzünde,
Cumhuriyet sevinci içimizde,
Marşlar dilimizde, Atatürk kalbimizde.
Gözler ağladı; bu coşku seline
Çocuklara anlattık dilimiz döndüğünce.
Cumhuriyet sevinci yaşadık dün gece
Boğazda, İstanbul’un en güzel yerinde...

21 Ekim 2009 Çarşamba


AŞK NERDE ?

Bir kitap okudum adı : AŞK
Zihnimde çağlayan gördüm ve de ırmak.
İçimi bir huzur kapladı okudukça
Buymuş dedim; insanın kendi içinde dolaşmak.

Ölüm olunca yaptıkları düğün
Korkumu yendim; ölümü okuduğum gün
Cennet ve Cehennemi öbür tarafta sananlar
Bu hayatta yaşadığını öğrendi, her gün.

Aşık oldum sanırsın sevgiliye
Güzellik dışta değilmiş, içte
Sevgiyi kazırsan yüreğine
Aşkı bulursun önce kendi içinde...

Mine YAVAŞ
(21/10/2009)

(Elif Şafak / AŞK kitabı sonrası...)

SONBAHAR SEVİNCİ

Bugün içimde bir mutluluk var, nedenini bilemediğim
Makyaj yaptım, kendimi güzel hissettim.
Ondan mıdır bilmem, sevincim
Herkese ‘günaydın’ derken gülümsedim.

Hava puslu, yağmur gelecek belli
İçim çekiyor, bir seyahat ve tatili
Henüz Çarşamba bugün, vakit varken
Haftasonuna bir program belirlemeli

Sonbahardayız; aylardan Ekim
Sordum kendime; nedir bu halin?
Kasvet mevsimi derler adına
Herkes dökülürken, nedir bu canlılığın senin?

Oturup, dizelere kendimi döktüm,
İstedim ki, mutlu olduğumu herkes görsün.
Hayattan zevk almayı bilirseniz,
Güzel görünür size de her mevsim...

Mine YAVAŞ

15 Ekim 2009 Perşembe


Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar.
Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş.
Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmiyor.' demiş.
Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememis, kahvaltısına devam etmis.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmis.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış 'Bak' demiş kocasina ' Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'
Kocası: 'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş.

Hayat böyle değil midir ? Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir ...

Asrın mütefekkirinin de söyledigi gibi
Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.

(Bu yazıyı benimle paylaşan arkadaşım Şenay Clark 'a sonsuz teşekkürler.)
Sevgi ile...

18 Haziran 2009 Perşembe


Yeter ki sen iste…

Pozitif enerji, pozitif düşünce…Hayatımıza yerleşti artık bu deyimler. Enerjinin gücüne inanıyoruz artık! Aslında hep vardılar ama başka sözcüklerle ifade ediliyordu belki de.
Daha eski cümle ile ‘bardağın dolu kısmını görmek’ mesela.
Bu sözleri kullanmak olmuyor konuşurken. Hayata geçirmek, uygulamaya dökmek lazım.
Önce inanmak lazım, amaçlara ulaşmak için. Başarmanın yarısı çünkü, atasözünde olduğu gibi. Yürekten istemek, içinden hep tekrar etmek, isteğinin hayalini kurmak lazım. Hiçbir şeyin buna engel olmadığını düşünmek…Gecikebilir ama olmayacak demek değil!

Elinin tersiyle atmak , tüm negatif düşünceleri. Denizde ilerlemek için suyu atmak gibi…
Ya olmazsa ihtimalini bile getirmemek aklına.
Bence bu cümle bile başlı başına buruşturuyor yüzünü.
İşte negatif bir düşünce, negatif enerji bu demek.
Kendi kendine, içinden geçirerek bir anda yapıyorsun. Emeline ulaşmak istiyorsan bu cümleleri düşünmeyeceksin bile. Hedefini belirle, etraftan gelen karartıları görme.
Sen yolunu çiz yeter.

35 yaşında başardım, hayalini kurduğum bir şeyi almayı.
Ama başardım! Kim demiş geç kaldın diye? Yeni doğmuş gibiyim şimdi. Heyecanım bir çocuk gibi. Enerjim gençlik verdi bana sanki.
Bir dörtlük yazdım kendime. Coşkumu anlatıyorum herkese:

Hayatında çok istediğin bir şeye sahip olduysan
Yolun yarısı dedikleri yaşta
Senin için hayat yeni başlıyor demektir
Rakamları unut, yaşını at bir kenara…


Yeter ki sen iste…

.

23 Mayıs 2009 Cumartesi


Gülümsemeye söz veriyorum...

Leo Buscaglia der ki, "Günün başlangıcındaki ruhsal durumunuz, o gün ilişkide bulunduğunuz herkesi etkiler." Ruhsal durumuzun düşünceleriniz kadar bakışlarınızdan da etkilendiğini biliyor olmalısınız. Günün sabahında yüzümüzden yansıyan duygu, günün akşamına kadar yaşadıklarımızı şekillendirecek. Ya mutluluk saçacağız çevremize ya da üzüntünün yayıcısı olacağız.Bazı insanlar canlı, heyecanlı ve güler yüzlüdürler. Onların çalışma azmiyle dolu olduklarını görürsünüz. Bakışları ışıl ışıl parıldar. Seslerinden heyecan fışkırır. Çünkü hedefleri vardır; çünkü ideallere adanmışlardır; çünkü anlamlı işler uğrunda uykularını terk etmeye gönüllüdürler. Karamsarların düşünmediğini düşünürler.Gününüze nasıl başladığınızı anlamak için yarım saat düşünme fırsatınız oldu mu? Örneğin bu sabah aynaya baktınız mı? Evinizden çıkarken aile üyelerinize nasıl baktığınızı hatırlıyor musunuz? Yoksa gözleri fark etmediniz mi ve nasıl baktıklarını görmediniz mi? Fark etmeyenler, fark edilmeyi hak etmiyorlar. İnsan aynadır; karanlık olan karartır, parlak olan aydınlatır. Kalabalık şehirlerin sabahındaki şu gürültülü koşuşturmaları izleyin. Eğilmiş başlar, nereye baktığını bilmeyen gözler... Donuk simalar, gülücükten mahrum, umutsuz, bezgin, bitkin, şefkate muhtaç garipler göreceksiniz. Kim bilir, hangi sınavın sorusunu, hangi arabanın taksitini düşünüyorlar?Oysa küçük kuşlar, sabahın ilk ışıklarında, ağaçların dalları arasında ibadet edercesine dans etmeye girişmişlerdi. Ekipler halinde uçuşmuşlar, konuşmuşlar; hareketlerinden neşe, seslerinden huzur okumuştunuz. Bir dakikalarını bile durgun ve donuk geçirmediklerini görmüştünüz. Fırtınaysa, onlar açıkta; sıcaksa, onların serinleticisi yok. Yiyecekse, kışlık bir şeyler depolayamazlar. İçten şükreden gönüller için her sabah bir bahardır, bir diriliştir. Bugün niceleri bu sabahı göremediler. Biliyoruz ki insan sevinenle sevinecek; üzülenle üzülecek kadar engin bir ruhla yaratılmıştır. Ama bu insan evsiz serçeden, arabasız arıdan daha umutsuz, daha bitkin olmamalıdır.Gerçekte mutluluk başkalarına verilebilecekler arasında en ucuzu ve en kolayı olduğu halde en değerlisidir. Saygı ve sevgi bakışı yeter. Yüzüne baktığınızda kalbinize heyecan veren, mutluluk saçan bir insan varsa ondan kaçmazsınız. Ümidi öyle insanların gözlerinde bulur, şefkati onların sözlerinde tadarsınız. Kibir dostluğu katleder.Bugün yüzüne baktığınız kaç kişiyi gülümsettiniz? Sevinçli selamınızı ruhundan okuyan kaç kişi sesinizi duyma bahtiyarlığına erişti? Kaç kişiyi bir yığın dert arasından çekip huzura çıkardınız?Ya da kaç kişiye ilk yüzleştiğiniz otobüs durağında somurttunuz? İş yerinize girer girmez, kaç mesai arkadaşınıza "seni önemsemiyorum, sevmiyorum ey paçavra!" anlamına gelen boş bir bakışla "günaydın!" deyiverdiniz.Herkes ve her şey sevgi bekler. Evrenin Yaratıcısı bile, sevgisine ve lütfuna karşılık sevgi bekliyor yarattıklarından. Sehpanızın üzerindeki menekşe bile, günler ve geceler boyunca, "beni sevin" diye yalvarıyor.Şehirlerin sevgisiz, saygısız sokaklarında savrulmak zorunda kalan insanlar, kalplerini karamsarlığa kaptırıyorlar. Bizler taştan dağlara dönüşen dargınlıklarımızı, gittiğimiz yerlere taşımakta neden bu kadar ısrarcıyız?İslam Peygamberi (asm) insanlara öyle iyi davranırdı ki, herkes en çok kendisini sevdiğini sanırdı. Hz. Ali (ra) der ki, "İnsanlara öyle iyi davranınız ki, düşmanlarınız bile ölümünüze ağlasınlar."Öyleyse kendime söz veriyorum, duvara bile bol bol gülümseyerek bakacağım. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere, yıldızlara gözlerimle gülümseyeceğim. Yapayalnız mıyım? Olsun. Beni izleyen sevgili meleklerin hafızasında da, somurtkan bilinmek istemem. Bu bazen ikiyüzlülük mü olur? Karanlık bir kalbi gülümseyen gözlerde gizlemek şerefli bir ikiyüzlülüktür


Dr. Muhammed Bozdağ
(Teşekkürler! Bu güzel yazıyı yazana ve bana ulaştıran kuzenim Ayşin'e...)

.

14 Mayıs 2009 Perşembe

BALIK YERSEN PATLARSIN

İstanbul demek, deniz demek. Denize sıfır bir yer bulup oturmak demek.
Her ne kadar yalıların ve lüks restaurantların kapladığı denize sıfır bir yer bulmak zor olsa da ,
halkım için ayrılmış, çocuk parkı ve bankların olduğu birkaç yer var.
Ben de hafta sonu yosun kokusunu içime çekmek için denize nazır , artık 7 yaşına gelmiş oğlumun da parkında oynayabileceği bir yer buldum.
Bagaja attığım sandalyelerimizle, bahara hazırlık dönemini başlattım.
Hatta bir de olta almayı hesaplarım arasına koydum.
Fakat 2 gün önceki haberle, deniz kenarında oturmak ne kadar keyif verici düşünmeye başladım. Çünkü Çubuklu sahilinde, deniz dibinde mermiler, el bombaları bulunmuştu.
Ancak bu sabah Vaniköy’de de bir oltaya takılan el bombası , beni bu yazıyı yazmaya sevketti.
Çünkü çocuk parkı ve bankları olan, oltamı sallamayı düşündüğüm yeşillik alan Vaniköy idi.
Geç mi kalmıştık balık tutma keyfini sürmeye. Hadi bizim önceki yıllarda fırsatımız olmuştu ama yapamamıştık diyelim; ya çocuklarımız ?
Şimdi oltalara takılan el bombolarına ne cevap vereceğiz?
--Anne, balık tutmayacak mıydık? derse...

Yirmi yıl önce yüzdüğüm boğaz sularına artık ben değil, oltam bile giremezken...

Dünya, bu kadar mı kötü oldu?
Türkiye, bu kadar mı yaşanmayacak bir yer?
İstanbul, bu kadar mı yabancı bize?
Mahallem, bu kadar mı güvenliksiz ?
Ben, bu kadar mı paranoyak?
Çocuğum, bu kadar mı korkak olacak?

.

14 Nisan 2009 Salı


Gözlerini kapatma! Başını çevir sadece. Tüm bedeninle dön, hayatın öbür yönüne...

Yaşadıklarındır; seni büyüten,
Bugünleri güzel gösteren, düne tebessüm ettiren.
Kendini büyümüş hissediyorsan; olgun, oturaklı...
Ne kadar zıpladın, hayatın içinde, bir hatırlamalı...
Döndün kendi etrafında ya da güneş sandığın kimilerinin ekseninde...
Gözünü kamaştıran ışık fazla gelince, zarar verdiğini gördün.
Her şey kararında güzeldi, ışık saçan Aşk bile...
Hele Aşk ! Kör edercesine...
Keşfedebildiysen; karartan rengini, gözlerini kapatma!
Başını çevir sadece. Tüm bedeninle dön, hayatın öbür yönüne...

(Bu satırları yazmama,
Sinan akyüz'ün 'İki Kişilik Yalnızlık' adlı kitabındaki aşağıdaki anektod sebep olmuştur:)
...
'Bir gün saçlarına beyazlar, ipek tenine çizgiler düşecek. Bundan asla korkmamalısın. Bil ki, bu çizgiler senin yaşadığın yıllların ve anılarının
şahitleri olacaktır. Dolu dolu, içinden geldiği gibi yaşa.Dilerim hep mutlu olursun ama acıların da olacaktır.Acılarını yaşamaktan korkma. Anılarına küsme. İşte o zaman yıllar sonra gözlerinin altında, ellerinin üstünde oluşan çizgilerinden de korkmazsın. Hiçbir şeyi olduğu gibi içine gömüp üzerini örtme.Bilesin ki, içimize attığımız her şey, yıllar sonra bile uygun ortamı bulduklarında tıpkı çim tohumları gibi yeniden yeşerirler. Halbuki her şeyi zamanında bırakmak lazım.'

Sevgi ile ...

13 Mart 2009 Cuma

HAYDİ ABBAS...

Cahit Sıtkı askerliğini yedeksubay olarak yapmak üzere birliğine
gider.O yıllarda yedeksubay sayısı az olduğundan her yedeksubaya emir
eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye
defterini ister.Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini
çeker.Abbas oğlu Abbas..Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış
biridir Abbas..Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini
ister.Öğle saatlerinde kapı çalınır.Karşısında civan mert yiğit biri
selam çakıp;
-Abbas oğlu Abbas Emret komutan !.. der..

Aralarında söyle bir konuşma geçer.
-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan
-Sen benim emir erim olurmusun?
-Sen bilir komutan!.

Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere
taşınmasını ister.Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından
etkilenir.Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı ' ya kahvaltı
hazırlar.Öğle yemeğini sormadan hazırlar.Tüm ihtiyaçlarını karşıdan
bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir.Erkenden kalkıp Cahit
Sıtkı ' nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar..

Akşamları olunca Cahit Sıtkı ' nın sevdiği yemek ve mezeleri
hazırlar..Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir
dostluk bağı oluşur.Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve
temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı..Zaman zaman karşısına alıp
derleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder..
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar
Abbas..Araları ndaki duygu bağları güçlenir.Böyle bir keyf geçesi
akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;

-Sen İstanbul ' u bilirmisin Abbas?
-Bilir komutanım..
-Orda bir Beşiktaş var bilirmisin?
-Bilir komutan!.Ben orda acemi birlikteydim. .
-Orda benim bir sevgilim var..Sen bana kaçırıp onu getirirmisin?
-Elbet komutan!< br>
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki..Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş
traş olmuş hazırlanmış.Cahit Sıtkı sorar;
-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
-Ben istanbula gidecek komutan!..
-Ne yapacaksın sen İstanbulda?
-Sen söyledi bana..Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!..

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp
kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı..Fakat bu mert askerin,
yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından
duygulanır..

Akşam olur..Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbası karşısına
oturtur..Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme
döker!......
********************************
Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş ' tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

(Bu hikayeyi bana ulaştıran kuzenim Hülya'ya teşekkürler)

2 Ocak 2009 Cuma

SONBAHAR

Her sene yaşarsın bu mevsimi
Dört kere de bir gelir
Dünyanın kaçınılmaz döngüsü
Hayatın parçası, elden ne gelir

Yapraklar dökülür, hüznü göstererek
Ama yeşil halini hatırlarsın
İçin buruk, yüzün gülerek
Anı olarak kalbinde saklarsın, kıymetini bilerek

Dünya döndükçe gelecek bu sonbahar
Takvim yaprakları çevireceksin, geçecek yıllar
Düşen her yaprak; bir insandır, anıdır hayatında
Tebessüm bırakacaksa anarken, ne mutlu sana...

31/12/2008 ( MİNE )
('Yaprak Dökümü' tabiriyle söylediğimiz şu zamanlarımızı anlatmak istedim 'Sonbahar' adlı şiirimle.
İşyerimizin satılmasıyla, sahiplerinin değişmesiyle, aramızdan ayrılan müdürlerimiz için yapılan veda yemekleri o kadar çok sıklaştı ki. Yaprak Dökümünü yaşıyoruz işyerimizde.
Onların duygusal anları, arkadaşlarından ayrılma sahnesi beni de çok etkiledi.
Aramızdan ayrılan arkadaşlara ithafen...)